Suriye’de sorun Kürtler mi, yoksa Şam mı?

“`html

Suriye’de Kürtlerin Entegrasyonu ve Demokrasinin Gerçek Yüzü

Geçici Şam Hükümeti, 2014 yılından bu yana IŞİD ile mücadelede büyük roller üstlenen Kürtlerin entegrasyonunu sağlayarak ülkenin bölünmüşlüğüne son vermek istediğini öne sürüyor. Fakat bu durum, haklı olarak birçok soruyu beraberinde getiriyor.

Öncelikle, “Kürtlerin entegrasyonu nasıl gerçekleşecek?” sorusunu sormak gerekiyor. Son on iki yıl içinde, Kürt gençleri 15 bin kayıp vererek kendi varlıklarını savunma mücadelesi verdiler. Bu süreçte, diğer halklarla birlikte yaşam alanları oluşturdular ve yönetimlerde ortak görevler üstlendiler. Süryaniler ve Araplar gibi farklı gruplar da bu yapının bir parçası oldu.

Ancak günümüzdeki entegrasyon talebi, geçmişteki yaşam düzenine geri dönüş anlamına geliyor ki bu durum Kürtler tarafından kabul edilmiyor. Kürtler, bu süreci aşmak için daha farklı ve somut taleplerde bulunduklarını ifade ediyor. Nedir bu talepler? İlk olarak, Rojava, Şam hükümeti ile çözüm odaklı bir yaklaşım arzuladığını dile getiriyor. İkinci olarak, birleşik bir Suriye’yi istiyorlar. Üçüncü olarak ise, demokratik bir Suriye talep ediyorlar.

Suriye Gerçekten Demokratik mi?

Şimdi, Suriye’nin mevcut durumuna bakmamız gerekiyor. Suriye, gerçekten demokratik bir yapı mı gösteriyor? Hayır. Seçim süreçlerini şeffaf bir şekilde yürütüyor mu? Hayır. Diğer halkların sesine kulak veriyor mu? Kesinlikle hayır. Aksine, tarihteki en büyük Alevi katliamlarından birini gerçekleştirmiştir. Dürzilere karşı da aynı şekilde bir savaşı başlatmıştır. Suriye’deki yönetim, adı üzerinde “Arap Cumhuriyeti” olan bir sistemde, bu tercihleriyle bu durumu pekiştiriyor.

Mevcut yürütme kadrosunda bulunanların demokrasiyi benimsemesi mümkün mü? Hayır. Arap milliyetçisi olan Colani’nin liderliğinde, tüm üst kadro eski El-Nusra ve El Kaide yöneticilerinden oluşuyor. Bu kişilerin demokrasidan yana olduklarına dair tek bir cümle veya niyet gördünüz mü? Hayır. Böyle bir zihniyetle, Kürtlere sadece kısıtlı haklar sunup, tümaskeri ve siyasi gücünüzü teslim edin diyorlar.

Diyelim ki Kürtler bu talepleri kabul etti. Peki, kendilerini koruyacak, bir daha katledilmeyeceklerine dair herhangi bir güvence var mı? Cevap: Hayır. Anayasa seviyesinde dahi böyle bir güvence mevcut değil. Herhangi bir kararname ile verilen haklar, aynı şekilde geri alınabilir.

O durumda, Suriye’deki ana engelin Kürtler olması ne kadar doğru? Asıl engel, Şam hükümetinin tekçi sıfatıdır. Çünkü ülkenin merkezi yapısının önündeki en büyük engel, Kürtler ve onların temsil ettiği değerlere karşı duyulan paniktir.

Öte yandan, hükümetin son dönemdeki daha cesur tavrı dikkat çekici. Bunun birçok sebebi var. ABD’nin yeni stratejik belgeleri, yeni siyasi dengeler oluşturuyor. Güçlü devletlerin ulus-devlet anlayışının daha da belirginleştiği bir ortamda, İsrail’in güvenlik kaygıları ve bölgedeki dengelerin yeniden şekilleneceği bir yapıya geçildi. Colani hükümeti ise Kürtleri, kendi ajandalarını uygulamak için bir tehdit olarak görüyor.

İsrail ve Kurdistan

İsrail’in dinamikleri de bu çerçevede önem kazanmaktadır. Kürtlerin İsrail ile anlaştığı iddiaları yükselse de, mevcut durumda İsrail, Türkiye ve Suriye arasında bir denge kurmuştur. Dolayısıyla, İsrail Kürtlerin kazanımlarına göz yummayı tercih etmektedir.

Öcalan’ın stratejilerine karşı İsrail’in düşmanca tavrı, bunu daha da karmaşık hale getiriyor. Savaş ortamında, Kürtlere destek açıklamalarıyla Türkiye’yi teşvik ederek çıkarlarını korumaya çalıştı. Ancak, savaşın derinleşmesinin Öcalan’ın stratejik hamlesine zarar vereceği netti.

Bu süreçte, Türkiye’nin daha kapsamlı stratejileri olduğu da su götürmez bir gerçektir. Hem süreci hem de tüm Kürt varlığını zayıflatma planları gözler önüne serilmiştir. Barrack’ın açıklamaları buna bir örnek teşkil ediyor; SDG ile ortaklıklarını bitirdiklerini duyurdu.

Kürtlerin, bu noktada daha kararlı bir duruş sergileyebileceği ve bu durumu kendi lehlerine çevirebileceği unutulmamalıdır. Mazlum Abdi’nin anlaşmayı reddetmesi, geçmişteki benzer duruşları anımsatıyor; güçlü bir ipoteği reddetmek, savaş seçeneklerinin gündeme gelmesine yol açabilir.

Sonuç olarak, Suriye’deki Kürtlerin durumu, yalnızca kendi iç meseleleri değil, bölgedeki tüm güç dengeleriyle de doğrudan bağlantılıdır. 2026 yılına girdiğimizde, Kürtlerin varoluşsal mücadeleleri merkezi otoritelerin baskısı altında devam edecektir. Gelecek günlerde siyasetin bu durumu çözüp çözemeyeceği tamamen belirsiz.

“`