Upuzun susan öyküler

Şirvan Erciyes

Son yıllarda, yazınımızda öykü türünün öne çıkması farklı tartışmaları beraberinde getirdi. Günümüz öykücülerinin benzer konuları benzer biçimlerde ele aldığı söylenirken, vasatlıktan dem vurulur oldu. Geleceğe kalma sorunsalı sıkça dillendiriliyor. Vasatlık, üzerinde yeterince düşündüğümüz bir kavram mı sorusundan hareketle “kendisi de edebiyatın pantheon’una alınmamış olan bilim kurgu yazarı (aynı zamanda “Star Trek” serilerinin senaristi) Theodore Strugeon, bilim kurgu külliyatının çoğunun çer çöp olduğuna dair saptamalara cevap verirken, “Ona kalırsa” demişti, “her şeyin yüzde doksanı çer çöptür. Yani yüksek edebiyatın da.”(1) Mevzuyu ‘her şey’ den alıp, yüksekliğine bakmadan, edebiyata indirgersek, gerçekte tüm dillerde/türlerde yazılmış ve basılmış onca kitaptan kaçı vasatlık mertebesinin üzerine çıkabilmiştir? Vasatın üzerine çıkmak sanıldığı kadar kolay olmasa gerek. Asıl sorun, seviyenin vasatın altına inmiş olması olabilir mi? Tartışmanın diğer ucunda yer alan geleceğe kalmak noktasındaysa durum daha vahim. Nitelikli onca eser, olağanüstü yetenekli onca yazar hak ettiği ilgiyi günümüzde görüyor mu ki geleceğe kalsın? Yazarların geleceğe kalma kaygısıyla eser verdikleri çağlar çok gerilerde kaldı. Okumak ve yazmak, çoğunlukla yaşamı anlamlandırma ya da maruz kaldığımız katı gerçeklik karşısında, esnek ve muğlak bir alan inşa etme çabasına gelip dayanmakta.

Tüm bu tartışmaların ışığında, yeni bir öykü kitabı okurun ilgisini çekti, çekmeye devam ediyor. Cabir Özyıldız’ın ‘Eski Zaman Türküsü’ adlı ilk öykü toplamı geçtiğimiz Temmuz’da Vacilando Kitap tarafından yayımlandı. Yazarın herhangi bir yayınevinin kapısını aşındırmadığını, dosyasını farklı yerlere yollamadığını, yayınevinden teklif geldiğini, onunla yapılan bir söyleşiden öğreniyoruz.(2)

‘Eski Zaman Türküsü’nü okuyanların sosyal medyada yer alan tepkilerine ve kitap hakkında çıkan yazılara şöylece bir göz attığımızda genelde olumlu eleştirilere rastlıyoruz. Kitabı olumlayanların bir kısmı Adana ve Çukurova’dan yola çıkan bu öykülerin yerelliğini, sahiciliğini, içtenliğini gözeterek, belki bu içtenliğin bir yansıması olarak, yazara akıl vermekten kendilerini alamamışlar. Bir kısım okurlarsa, öyküleri uzak bularak Cabir Özyıldız’ın modern insanı nasıl anlatacağını merak etmişler. Kitapta yer alan öyküleri okuyanlar, yazarın Adana’nın kenar mahallelerini, hadi ağzımızı korkak alıştırmayalım, varoşlarını anlattığını zaten biliyor. Doğuştan yeniklerin, yoksulların, yılgınların, işsizlerin, evsizlerin, çaresizlerin, hastaların, konuşmayı çoktan bırakanların, unutma beni çiçekleri arkasına duygularını gizleyenlerin, kafası her daim iyi gezenlerin, hayallerde yaşayanların, ötekilerin sesi olmuş Cabir Özyıldız. Kolayca arabeske ya da ajitasyona meyletmeye müsait acı ve sert gerçeklik tuhaf bir biçimde nezaket ve zarafetle işlenmiş. En olmadık yerlerde, çirkinliğin arasında betonu delerek açan çiçeklere benzeyen bir yanı var bu öykülerin. ‘Eski Zaman Türküsü’, kederli ve hayatın sert yüzüne tanık dedik ama şunu eklemezsek olmaz; insana güvenen, inanan, insan seven, yer yer boş vermişlik ya da umursamazlık zırhını kuşanan, gülmeyi de ihmal etmeyen karakterlerden yalnızca efkar değil umut da geçiyor okura.

Eski Zaman Türküsü, Cabir Özyıldız, 104 syf., Vacilando Kitap, 2023.

Kitabın adı, ister istemez geçmiş zaman özlemi ya da güzellemesini çağrıştırıyor. Oysa ‘Eski Zaman Türküsü’nde öne çıkan duygular arasında nostalji yer almıyor, ayrıca özlemeye değer bir geçmiş ya da çocukluk anlatısına rastlanmıyor. Üstelik anlatılan hikayeler çok eski bir geçmişe ait değil, bazı öyküler günümüzde geçerken bazıları on beş yirmi yıl öncesine uzanıyor. Dolayısıyla kitabın adının içerikle örtüşmediğini ileri sürmek yanlış olmaz. Kitabı uzak bularak, modern insanı nasıl anlatır acaba diyenler, yalnızca adına bakarak böyle düşünmüş olabilir mi veya kenar mahalle ahalisi plazalarda çalışmadıkları ya da yoksul oldukları için mi modern insan tanımından uzak? Gecekondular, kahveler, tamirciler, sokak çocukları, uyuşturucu müptelaları, boğma rakılar, ganyan bayileri modern yaşamın bir parçası değilse, paralel bir evren de olmadığına göre, nerede konumlanmalıdır? Modern olmayanı nasıl tanımlarız diye düşündüğümüzde aklımıza pek çok sözcük gelir; geleneksel, çağdışı, ilkel, yobaz. ‘Eski Zaman Türküsü’nde yer alan karakterlerse ne bildiğimiz anlamda geleneksel ne ilkel ne de yobaz. Kentin kıyısında olmaları onları mağara devri insanı yapmaz üstelik. Kent ve kentli kavramları yekpare bir yapı sergilemediğine ve kentlilerin hepsi benzer biçimlerde yaşamadığına göre ne kadar kentli ve modern olduğumuzu belirleyecek ölçütler nelerdir? Ayrıca kentli bireyin ontolojik kaygıları, nedeni belirsiz bunalımları, cinsel hezeyanları yazınımızda yeterince yer bulmadı mı, bundan yakınmıyor muyduk zaten? Şimdi kenar mahalleyi, farklı hayatları, yoksulluğu öykü sanatının inceliklerini gözeterek anlatan bir yazarla karşılaşınca, hadi bakalım bir de modern insanı anlat mı diyeceğiz?

Cabir Özyıldız’ın dili, ilk öyküden itibaren fark ediliyor. Yerel sözcük ve deyimlerle bezeli, yer yer argoya meyleden bu dil sokaklarda kaynağını bularak edebiyat evreninde genişlemiş. ‘Eski Zaman Türküsü’, sokaktan beslenen başka bir eser olan ‘Ağır Roman’ı anımsatmakla birlikte bakış açısının yarattığı fark ilk bakışta hissediliyor. Gerçeklik sarsıcı, kötülük sokaklarda kol geziyor olsa da Cabir Özyıldız, inatla, zarını insandan, umuttan, iyilikten, dayanışmadan, sevgiden yana atıyor. İnsana inancını kaybetmemek için direnen, belki birazcık romantik bulacağımız bu bakış açısı ‘Eski Zaman Türküsü’nün rotasını kara anlatıdan uzaklaştıran unsur olarak öne çıkmış.

Bazen öyle anlar olur ki, konuşmanın aslında hiçbir işe yaramadığını, sorunları halletmediğini düşünürüz. Susmalara sığınırız, edebiyat işte o susulan yerden çoğalarak yankısını bulur. ‘Eski Zaman Türküsü’nün karakterleri, her duyguyu hakkını vererek ve reklamsız yaşarken, hülyalara dalıp, düşüncede geziniyor. İç dünyalarını ya da acılarını ortaya dökmekten, sevgiyi dile getirmekten utanırken, hayatın mihnetini ağırbaşlılıkla karşılıyor. Racon böyle. Onlar, şairin dediği gibi, topraktan öğrenip kitapsız bilenler.

Yazımızın başında irdelediğimiz vasatlık mevzuna dönecek olursak, Cabir Özyıldız, bereketli Çukurova’nın yetiştirdiği büyük yazarlarımızın açtığı çığırdan yürürken, gerek öykü kişileri, anlattığı hikayeler gerek dili ve üslubuyla vasatın epeyce üzerine çıkan öykülere can vermiş. Gecenin incecik çinisini çatlatmayacak kadar dikkatli gölgeleri, buruşturulduğunda bir bakkal poşetine sığacak gövdeleri, göğsündeki yanığı saymazsak iyileşecekleri, karnında on bir çocuğun boşluğunu taşıyan anneleri, ailesine ödeyemediği taksitlerin yüküyle kısa içli bir cümle gibi ölen babaları, ağıt yakan nineleri, upuzun susanları, olmamış hayallerin başkentini belleğimize katmayı başarmış.


1. Hafif Kahramanlar, Derleyenler: Aksu Bora – Emel Uzun Avcı, İletişim Yayınları, 2023, sayfa 28 (Mustafa Arslan Tunalı’nın Küçüklüğümün Güçlü Kadınları ve En Güçlüsü başlıklı yazısından)
2. https://www.ishakedebiyat.com/post/ilk-kitap-soruşturması-cabir-özyıldız (Son erişim tarihi 28/09/2023)

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir